Osmanlıda Yetimlik Kavramı ve Yetimlerin Himayesi
İnsan, yaradılışının bir gereği olarak, topluluklar halinde yaşamayı tercih eder. Toplumun temelini ise aile oluşturur. Farklı şekil ve tipleri bulunmakla beraber esas olarak aile, anne baba merkezli birliktelikten oluşur. Çocuklar bu birlikteliğin meyveleridirler ve onların bakılıp beslenmeleriyle hayata her yönden hazırlanmasında en büyük görevi anne ve babaları üstlenir. Bu nedenle, bunlardan birinin veya her ikisinin ölmesi, hayata hazırlanan çocuk açısından olumsuz sonuçlar doğurur.

Kaynağını büyük çapta İslam’dan alan Türk kültüründe genel olarak babası ölen çocuğa “yetim”, annesi ölene ise “öksüz” denilmiştir. Her iki halde de çocuğun korunması ve yetiştirilmesinde topluma önemli görevler düşmüştür. Osmanlı Türk-İslam toplumunda öncelikli uygulama, yetime kalan mal varlığının belirlenerek güven altına alınmasıdır. Bunu müteakip yapılması gereken diğer işlem ise vasi tayinidir. Yetimin bakım ve terbiyesi (hidâne) önemle üzerinde durulması gereken bir husustur. Çocukların evlat edinilmesi (tebennî) de onların yetiştirilme yollarından biridir.

Osmanlılar döneminde yetim olmaları dolayısıyla veya başka nedenlerle görüp gözetilmeye muhtaç olan çocuklara yönelik çalışmalar yapan çok sayıda vakıf kurulmuştur. Uzun yüzyıllar boyunca vakıflar yanında hayırsever kişilerin çabaları, problemin çözümüne büyük oranda katkı sağlamış olmalıdır. Bununla birlikte sürekli savaşlar veya başka nedenlerle yetim sayısının arttığı dönemlerde, bazı sıkıntıların ortaya çıkmış ve hatta uygun olmayan çözümlere yönelinmiş olmasını da düşünmemiz yerinde olacaktır. Nitekim Külhanbeylik Kurumu bu vesileyle üzerinde durulabilecek dikkat çekici ve öğretici bir gelişmedir.

Osmanlı tarihinde Tanzimat sonrası, yetimlerle ilgili uygulamaların en yoğun gündeme geldiği ve üretilen çözümlerin de yer yer hala tesirlerini veya geçerliliğini koruduğu bir devreyi oluşturur. Nitekim ıslahhaneler, darüleytamlar gibi ülke geneline yayılma imkânı bulmuş bir kısım müessese yanında, Darül-Hayr-i Âlî, Daruşşafaka ve Darulaceze gibi başarılı örnekler de bu dönemde kurulmuş, önemli işlevler üstlenmişlerdir. Bu tebliğ, kendisine verilen imkân ölçüsünde bu ve benzeri kurumları, uygulamaları değerlendirmeye çalışacaktır. Böylece devletin yanı sıra, Türk-İslam kültürünün sahibi olarak milletimizin ve yine örnek olarak, gayrimüslim tebaanın yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, en özlü biçimiyle gösterilmeye çalışılacaktır.

Prof. Dr. Nesimi Yazıcı
Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi Anabilim Dalı Başkanı
 
< Önceki   Sonraki >
 
yetim-pano-1.png